PANİK BOZUKLUĞUN SOSYODEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

PANİK BOZUKLUĞUN SOSYODEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Panik bozukluk, ruhsal bozukluk olarak tanımlanmış anksiyete bozukluğudur ve nedeni yani ortaya çıkış sebebi tam olarak aydınlatılamamıştır. Panik bozukluk da yaşanan yoğun panik ataklar ile şekillenmektedir. DSM-V’e göre panik bozukluk, en az bir panik atak sonrasında devam eden tekrar panik atak yaşama korkusunun eşlik ettiği ve benzer belirtilerin görüldüğü bir kaygı bozukluğudur. Genellikle yaşam boyu devam etmektedir fakat ilerleyen zamanlarda %50 ile %70’i arasında panik atakların sıklığında azalma veya yok olma görülebilir. Panik atakların gelişi zaman ve mekan olarak belli değildir ve herhangi bir nedene bağlı olmadan da her an ortaya çıkabilirler. Panik atağın sıklığı ise ayda birkaç kez, haftada en az bir veya iki, her gün şeklinde kişiye göre değişkenlik gösterir. Bu ataklar yoğun anksiyete nöbetleri olarak bilinmektedir. Genellikle panik bozukluklar tehdit içeren olayların sonrasında ortaya çıkarlar. Bozukluktan önce yaşanan bu stresli durumlar panik bozukluğun habercisidir. Panik bozukluğun ortaya çıkma sebeplerini sayacak olursak ilk olarak erken dönemde yaşanan olaylardır. Bunlar ebeveynden ayrılma, ebeveynlerin boşanması, ebeveynin ölümü veya cinsel ve fiziksel kötüye kullanılmadır. Ailesinden uzun zaman ayrı kalan çocukların ileride panik bozukluk yaşamaları oranı ½ dir. Bu da beraberinde agorafobi oluşumunu tetiklemektedir. Panik bozukluğun bir diğer sebebi de stresli yaşam olaylarıdır. Sevilen kişiden ayrılma, evlilik, hamilelik, göç, iş değişikliği, fiziksel hastalık ve mezuniyet gibi çeşitli stres oranına sahip olayların görülmesi panik bozukluğun ortaya çıkma riskini arttırmaktadır. Panik bozukluğun temelinde, bilişsel yaklaşıma göre hastanın duyumları algılayış biçiminin kaotikliği yatar. Psikoanalitik yaklaşıma göre de bastırılmış düşünceler bilinç düzeyine çıkar ve panikatağa sebep olur.

Makalenin tamamını görebilmek için lütfen tıklayınız

Bir cevap yazın